29 Eylül 2010 Çarşamba

Bankaları Enerji Bastı

'Ekonomik kriz döneminin başarılı ve sağlam sektörleri arasında gösterilen bankacılık, Türkiye'de özellikle son dönemde artan enerji yatırımlarını fonlamaya odaklandı.'
28 Eylül 2010 tarihli HaberTürk haberinin devamı...

Rüzgar'da Lisanslamalar Başladı

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Başkanı Hasan Köktaş, rüzgarda lisanslandırma çalışmalarının başladığını belirtirken, şu anda kadar toplam 917 Megavat (MW) gücünde 16 projeye uygun bulma kararı verildiğini açıkladı. Kamuoyunda gecikmesi nedeniyle çok eleştirilen rüzgarda lisanslandırma çalışmalarının artık fiilen başladığını belirten Köktaş şu bilgileri verdi:
'1 Kasım 2007 tarihinde rüzgar enerjisi için 751 proje başvurmuştu. Bunların değerlendirmesi yapıldı ve geldiğimiz nokta itibariyle toplam 31 bin 268 MW büyüklüğünde 695 proje var şu anda. Bunların 616 tanesi (toplamda 29 bin 152 MW) yarışmaya esas olacak. Toplam bin 378 MW büyüklüğünde 63 tanesi ise tekli proje. Yani bu bin 378 MW'lik proje yarışmaya girmeden direk lisanlandıracak. Bunlardan şimdiye kadar 16 tanesine uygun bulma kararı alındı. Bu da yaklaşık 2,5 milyar liralık yatırım büyüklüğü anlamına geliyor.'
Rüzgarda daha önce toplam 3 bin 700 MW'lik verilmiş lisans bulunduğunu hatırlatan Köktaş, 1 Kasım başvuruları çerçevesinde, yarışmanın ardından rüzgarda lisans verilmiş 8 bin 488 MW gücün olacağını bildirdi.
Çoklu başvurularda yarışma usullerinin nasıl yapılacağının 22 Eylül tarihli Resmi Gazete'de yayımlandığını hatırlatan EPDK Başkanı, çoklu başvurular gelir gelmez yarışma yapılması için Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ) 'ne gönderileceğini söyledi. Köktaş, 'Şimdiye kadar yatırımcı bize lisansların verilmesi gerektiğini söylüyordu. Şimdi artık biz yatırımcıya hadi bakalım yatırımını yap diyeceğiz' diye konuştu.

Kaynak: HaberTürk 28 eylül 2010

En Çok Kazandıran Yatırım: Domates!

Geçen hafta 2,5-3 lira aralığına yükselen domatesin kilogram fiyatı, bu hafta sonunda 4 liraya kadar çıktı. Salçalık domates ise 2 liradan alıcı buldu. Bursa Sebze ve Meyve Komisyoncuları Derneği Başkanı Mehmet Galip Toplan, Bursa'nın Karacabey ve Mustafakemalpaşa ilçelerinde domatesin neredeyse bittiğini dile getirmiş ve şöyle devam etmiş; 
'İznik ile Eskişehir, Çanakkale ve Denizli'de azaldı. Olumsuz hava şartları nedeniyle üründe çatlamalar da olunca son haftalarda arz talebi güçlükle karşılar oldu. Antalya bölgesinde sera üretimi Ekim sonunda başlayacak. Bu ara dönemde yaşanan boşluk, fiyatların yükselmesine yol açtı. Salçalık domatesin fiyatı bile inanılmaz yükseldi.' 
Karacabey Ziraat Odası Başkanı Nuri Karaca ise salçalık domateste ekim alanlarının geçen yıla göre daraldığını belirterek '100 bin dekarda domates üretimi yapılırken, bu yıl 70 bin dekara geriledi. Olumsuz hava şartlarının da etkisiyle bu yıl rekolte de çok düştü. Geçen yıl 1 milyon ton salçalık domatesin üretildiği ilçede rekolte yüzde 60 azalarak 400 bin tona geriledi. Hava şartlarının yol açtığı hastalıklar da ürünü olumsuz etkiledi. Alım fiyatları 5 kat arttı. Fabrikalar tarafından geçen yıl 10 kuruşa alınan domates, bu yıl 50 kuruşa kadar çıktı. Genelde 25-30 kuruşa sattık. Maliyetlere bakıldığında domatesin gerçek fiyatı 30 kuruştur demiş. 
Salçalık domates fiyatları pazar yerlerinde de oldukça yükseldi. Geçen yıllarda 40-50 kuruş arasında satılan salçalık domates, bu yıl fabrikaların talebinin karşılanamaması nedeniyle pazar yerlerinde 2 liraya kadar yükseldi.

İştahı Kabaran Dev Fonlar Gıda Şirketi Avında

'Emtia borsalarında artan gıda fiyatları, büyük şirketleri harekete geçirdi. Gelecek yıllarda talebin katlanarak artacağı öngörüsüyle hareket eden emtia fon devleri, uluslararası piyasalarda ‘küçük balık' avına çıktı.'
Ziya Özışık'ın Referans'taki haberinin devamı...

27 Eylül 2010 Pazartesi

Altın Nereye?

Altının ons fiyatı 1300 doları aştı. Cumhuriyet altınının fiyatı ise 413 TL'ye çıktı. Londra Altın Borsası Birliği (LBMA) 'nin Berlin'de düzenlediği yıllık konferansa katılan uzmanlar, altının ons fiyatının gelecek yıl Eylül ayında ortalama 1406 dolara ulaşacağını tahmininde bulundular.

Pamuk da Yükselişte

Uzun yıllardır kar getirmediği için ekim alanları giderek azalan pamuk fiyatları, bu yıl arzın azalması ve stokların tükenmesinin yanı sıra Pakistan'daki sel gibi dış sebeplerin de etkisiyle yükselişte. Hazaranda 3,70'i gören fiyat birkaç gün önce 4 TL'yi aştı. Fiyatlarda artışla birlikte bu sezon Türkiye genelinde ortalama % 25-30'luk üretim artışı bekleniyor. 2009-2010 sezonunda Türkiye'de yaklaşık 380 bin ton pamuk üretildiği tahmin ediliyor.

Portakal Suyu

Emtia piyasalarında son iki yıldaki yüksek kazançlı performansı ile yatırımcıların ilgisini çeken donmuş portakal suyu kontratları kazandırmayı sürdürüyor. En son Karayipler'deki kasırganın dünyanın önemli portakal üretim merkezlerinden Florida'ya yönelebileceği haberleri ile New York'taki Kıtalararası Borsa'da işlem gören donmuş konsantre portakal suyu kontratları % 6,6 oranında artış ile 160.40 cent/pounda kadar çıktı. Bu rakam Temmuz 2007'den beri en yüksek değer. Üstelik bu artış meteoroloji uzmanlarının böyle bir öngörü için çok erken olduğunu açıklamasına rağmen gerçekleşti.
Ne diyelim, spekülasyonda hayat var...

Gıda Piyasası'nda Yeni Hareketler

Dünyanın en büyük emtia işlemci şirketlerinden olan Louis Dreyfus Singapur'lu Olam International'la yakinen ilgileniyormuş. Satın alma görüşmelerine başladığı öğrenilen Louis Dreyfus hisselerin tamamını satın almaktan  ortaklığa kadar pek çok öneri ile Olam'a gitmiş, ancak tercihi Olam'ın bütününü satın alma yönündeymiş. Pazar değeri 5 milyar dolar olan Olam'ın hisseleri haberin duyulmasından sonra % 6'nın üzerinde prim yapmış. Görüşmelerin anlaşmayla sonuçlanması ve iki şirketin birleşmesi durumunda 15-18 milyar dolarlık bir pazar değerine ulaşılabileceğinin altını çizen uzmanlar böylece şirketin dünyanın en büyük üçüncü tarımsal devi haline gelebileceğini ifade ediyorlarmış. 

16 Eylül 2010 Perşembe

Bir Değerlendirme

Gedik Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı Erkan Topaç'la yapılmış, finansal piyasaların mevcut durumu ve gelecek perspektifi konusunda güzel bir söyleşi için tıklayınız.

5 Eylül 2010 Pazar

Gıdada Savaş Rüzgarları

Haber, Referans Gazetesi'nin 04/09/2010 sayısında, Ziya Özışık imzasıyla yayınlanmış. Detaylı ve doyurucu olduğu için aynen almayı yeğledim.
İklimsel nedenler ve finansallaşmanın uzantısı olarak spekülatif müdahaleler gıda fiyatlarını alt üst etmeyi sürdürüyor. Ekonomistler giderek daha sıklaşan bir biçimde 2007-2008 yıllarına gönderme yaparak bir 'gıda krizi' olasılığına dikkat çekiyor. Gıdanın zengini ülkeler de ellerindeki ürün üzerinden aldıkları kararlarla sıkıntının daha uzun vadeli olacağı endişeleri yaratıyor.
Diğer bir deyişle gıda ürünleri ülkeler için 'varlıkta da yoklukta da' adeta bir silah gibi kullanılıyor. Rusya 'elinde bulunmayan' buğday ile tüm dünya emtia piyasasını son üç aydır tam anlamıyla yönetirken, en büyük tüketici Çin alım yapmama tehditleri savuruyor, Avrupa Birliği korumacı önlemleri tartışıyor, Asya ve Ortadoğu ülkeleri gelişen orta sınıfının ihtiyaçlarına paralel olarak et talebini giderek artırıyor, Mozambik'te binlerce insan zamlara karşı ayaklanıyor.
Günden güne artan gıda sıkıntıları zincirinin son halkası yine Moskova'dan gelen haber ile tetiklendi. Rusya Başbakanı Vladimir Putin, Rusya'nın tahıl ürünleri ihracatına yönelik getirdiği yasağı, gelecek yıl hasadın yapılacağı döneme kadar uzattı. Putin, Rus televizyonlarından yayınlanan açıklamasında, tahıl ürünleri ihracatına yönelik yasağın, sadece 2011 yılındaki ekinlerin toplanmasıyla ortaya çıkacak sonuca göre kalkabileceğini söyledi. Rusya'da haziran ayının ortalarından ağustos ayının ortasına kadar devam eden sıcak hava dalgası yüzünden çıkan yangın ve meydana gelen kuraklık yüzünden, buğday üretiminde ciddi bir düşüş yaşanmıştı.
90-95 milyon ton civarında mahsul bekleyen Rusya'nın, bu yıl ancak 60-65 milyon ton ürün elde edeceği tahmin edilirken, Putin önlem olarak tahıl ürünleri ihracatını geçici olarak, 15 Ağustos'tan itibaren yasaklamıştı.
 FAO ‘acil' toplanacak
Putin'in buğday fiyatlarını yeniden zıplatan açıklaması Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü (FAO) 'nü harekete geçmeye zorladı. Örgüt genel olarak gıdada özel olarak ise buğday piyasasındaki sıkıntıları konuşmak için 'acil' toplantı çağrısı yaptığını duyurdu. FAO'nun Roma'daki temsilcilerinden Abdulrıza Abbassian, 'Bu oldukça ciddi bir durum. Rusya'nın iki yıl boyunca ihracat yapmayacak olması, rahatsızlık yaratabilir' dedi.
Uzmanlara göre gıda alanındaki sıkıntıların önemli bir diğer nedeni ise finansallaşma. Son 10 yılda artan bir biçimde piyasa oyuncularının insafına bırakılan tarımsal emtia ürünleri, pek çok zaman fiziki nedenlerden bağımsız olarak fiyat artışlarının kurbanı oldu. Uluslararası Gıda Politikaları Araştırma Enstitüsü eski yöneticisi Joachim von Braun Financial Times gazetesine yazdığı makalesinde gıdanın finansallaşması ile ilgili sıkıntıların acilen kontrol altına alınması gerektiğini söyleyerek şu uyarıda bulunuyordu: 'Bu nedenle şimdi ulusal hükümetlerin önlem alması ve bunun uluslararası bir düzeyde sonuçlara bağlanması için gerekli önlemlerin farkına varmalıyız. Gıda fiyatlarındaki oynaklığa çözüm ancak bunun global anlamda düşünülmesi ile mümkün olabilir. Pazarın kurumsal ihtiyaçlarını düzenleyecek şekilde saydam ve uygulanabilir bir açık ticaretin teminatını sağlamak bu durumda bir elzem. Gıda emtia ürünlerinde aşırı spekülasyon mutlaka frenlenmeli.'
 Ayaklanmalardan korkuluyor
Tüm bu gelişmelerin 2007-2008 gıda krizi ile benzerlikler taşıması ekonomistleri korkutuyor. Özellikle Mozambik'te yaşananlar bu kaygıları giderek güçlendiriyor. Hükümetin ekmek fiyatlarını yüzde 30 artırma kararı almasından sonra, Mozambik'in başkenti Maputo'da bir ayaklanma başlamış ve 280 kişi yaralanmıştı. Fiyat artışını protesto etmek amacıyla toplanan ve lastik yakıp, gıda depolarını yağmalayan binlerce kişiye polis ateş açmıştı. 2007-2008 döneminde, gıda sektöründe son 30 yılda görülen en ağır kıtlık yaşanmıştı. Bu durum Bangladeş'ten Meksika'ya birçok ülkede isyanların başlamasına neden olmuş, Haiti ve Madagaskar gibi ülkelerde hükümetleri devirmişti.
 Küresel politikalar ile aşılabilir
Dünya gündemine 'ülkelerin gıda savaşı' gibi yansıyan bu duruma karşı ise yapılacakları yine Braun şöyle özetliyor: 'Sonuç olarak, tarım ve gıda için, küresel bir politikanın omurgasının kurulması için harekete geçmek bir zorunluluktur. Şu andaki sistem sorumluluklar, etkililik ve inovasyon boyutlarında eksik kalmıştır. Yaklaşan G-20 zirvesi ve Birleşmiş Milletler Konferansı'nın milenyum hedefleri içinde gıda ve beslenme güvenliği konusu belirgin bir şekilde işlenmelidir. İki yapı G-8'in bitmemiş olarak bıraktığı bu konunun takipçisi olmalıdır.'
HANGİ ÜLKENİN ELİNDE HANGİ GIDA SİLAHI VAR?  
ABD: Pek çok gıda ürününde en büyük üretici ve tüketici. Temel gıdalarda mısır, beyaz-kırmızı et, süt ve soya pazarını yönlendiriyor. 2009'da 23.7 milyar dolarlık kırmızı et, 23.2 milyar dolarlık mısır, 19 milyar dolarlık soya üretimi gerçekleştirdi.
 ÇİN: Özellikle ithalat kararlarıyla dünya gıda piyasasını alt üst edebiliyor. Üretim tarafında domuz eti, patates ve pirinç için dünyanın önemli merkezi. 2009'da 37 milyar dolarlık pirinç üretimi, 8.3 milyar dolarlık patates üretimi, 14 milyar dolarlık çay üretimi gerçekleştirdi.
 RUSYA: Dünyanın dördüncü büyük buğday üreticisi. Olası gıda krizinin bugünlerdeki en büyük aktörü. Getirdiği tahıl ihracatına yasağı uzatırsa uzun vadeli sıkıntılar gıda piyasasında Rusya kaynaklı olarak sürecek. Kırmızı-beyaz et, inek sütü ve patates için en büyük oyunculardan biri.
 HİNDİSTAN: Şeker piyasasının en büyük oyuncusu. Şeker kamışında dünyanın en büyük tüketicisi ve en büyük ikinci üreticisi olma özelliği var ve son yıllarda iklimsel nedenlerle arz sıkıntıları yaşıyor. Bu nedenle şeker piyasasındaki boğa etkisinin en önemli sorumlusu.
 BREZİLYA: Emtia borsalarında işlem gören donmuş portakal suyu fiyatlarındaki hareketliliğin fiziki nedeni. 18 milyon tonluk portakal üretimi ile dünya birincisi. 15 milyon tonluk şeker kamışı üretimi ile de sıralamada en üstte.
 FİLDİŞİ SAHİLLERİ: Kakao piyasasının baş aktörü. Dünya çapında 70 bin kilometrekarenin üzerinde bir ekim alanına sahip kakaonun üretiminin yüzde 40'ını gerçekleştiriyor. Bu ülkeyi yüzde 15'er payları ile Gana ve Endonezya izliyor.
 AVRUPA: Birliğe üye ülkelerden Hollanda süt ve süt ürünlerinde önemli merkezlerden biri durumundayken, Fransa özellikle üzüm ve buğdayda öne çıkıyor. Rusya krizinin ardından ülkenin Mısır pazarını Fransa, Ürdün pazarını ise Almanya kaptı.

Şimdi de Şap Hastalığı

Artan et fiyatları ve ithalat tartışmalarının gölgesinde zor günler geçiren hayvancılık sektörünün başında şimdi de şap belası var. Türkiye çapında 700'e yakın noktada tespit edilen hastalık şimdiden 40 civarında hayvan pazarının kapanmasına yol açmış. Zarar şimdiden milyonlar...
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na bağlı Şap Enstitüsü verilerine göre şap hastalığı, süt ve et veriminde kayba neden olmasının yanısıra, genç hayvanlarda gelişme geriliği ve ölümlere, gebe hayvanlarda yavru atmaya yol açıyor. Dış ticarete getirilen kısıtlamalardan doğan ekonomik kayıplar, tedavi maliyetleri de cabası. Hastalık sütte yüzde 15-20 seviyesinde bir kayba yol açarken, etteki verim kaybı ise yüzde 10 olarak hesaplanıyor.
Çok sayıda hayvan pazarı karantinaya alınıp kapatıldığı için ülkenin büyük bölümünde hayvan alım ve satımının durduğunu belirtmiş Etçi Et yönetim Kurulu Başkanı Emin Arslan. Sağlıklı hayvan bulamadıklarını söyleyen Arslan, birkaç ay önce 12-13 liraya gerileyen karkas et fiyatının bir hafta önce 17.5 TL'ye, son olarak ise 20 TL'ye çıktığına, tüketicinin et alamadığı bir süreçde dahi fiyatlardaki yükselişin önüne geçilemediğini söylemiş.  

Et Fiyatları

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) 'nün dünyada gıda fiyatları için önemli bir gösterge kabul edilen et fiyatları endeksi, tarihi bir artışla 20 yılın zirvesine çıktı. Kuzu etinde ise fiyat 37 yılın en yüksek düzeyine ulaştı. Türkiye'nin kırmızı et fiyatları konusunda yaşadığı sıkıntıların, tüm gelişmekte olan ülkelerde de söz konusu olduğunu gösteren bu gelişmenin sebebi ise talep artışı. FAO'ya göre gelişmekte olan ülkelerde et ürünlerine olan talep, gelirin ve nüfusun artması nedeniyle yükseliyor. FAO, geçen yıl 228 milyon ton olan küresel yıllık et üretiminin 2050 yılına kadar 468 milyon tona çıkacağını, aynı sürede büyükbaş hayvan nüfusunun 1.5 milyardan 2.6 milyara çıkacağını tahmin ediyor. Örgüt, talebinse bu 50 yıl içinde yine gelişmekte olan ülkelerde üç katına çıkacağına dikkat çekiyor.  
Fiyatların artmasında ABD ve Avustralya gibi önde gelen et ihracatçısı ülkelerde yaşanan üretim düşüşü de etkili oldu. Avustralya ve Latin Amerika'da yaşanan aşırı kuraklıklar, 2000'lerin başında görülen düşük et fiyatları ve yüksek üretim maliyetleri de et üretiminin azalmasında önemli rol oynadı.  
Bu gelişmelere paralel olarak ağustosta canlı büyükbaş hayvan kontratlarının değeri Chicago Emtia Borsası'nda pound (453 gram) başına 1 dolara çıktı ve son 22 ayın en yükseğini gördü. Avustralya cinsi kuzu etinin kilo fiyatı da aynı dönemde 5.5 dolara çıkarak 1973–74 yılından beri görülen en yüksek seviyeye tırmandı.
Et fiyatlarındaki hızlı artış, Chicago Ticaret Borsası (CBOT) 'nda normal dönemlerde sakin seyreden canlı hayvan kontratlarına olan talebi de artırdı. Bu piyasaya spekülatif amaçlı para girişiyle, işlemlerde yılbaşına göre yaklaşık üçte bir oranında artış görüldü. Ancak sektördeki uzmanlar, fiyatlardaki artışın arkasında bu piyasaya giren sıcak paradan çok, arz ve talepten kaynaklanan faktörlerin etkili olduğunu belirtiyor.
Et fiyatlarındaki bu artış, diğer tarımsal emtia ürünlerindeki hızlı artışla birlikte düşünüldüğünde, gıda enflasyonu tehdidi doğuruyor. Aşırı sıcaklar nedeniyle üretimi düşen tahıl ürünlerindeki fiyat rallisiyle tüm yazı geçiren piyasalar, özellikle Rusya'daki hububata getirilen ihracat yasağı nedeniyle boğa piyasasına engel olamamıştı. CBOT'ta fiyat bu sıkıntılar nedeniyle 22 ayın zirvesini görmüştü. Buğday fiyatları halen geçen yılın aynı ayına göre yüzde 48,6 daha yukarıdan işlem görüyor. Buğdayı diğer gıda ürünleri de takip ediyor. Mısırda yıllık artış yüzde 38.35'e ulaşırken soya fiyatları ise geçen yılla aynı düzeyde.

3 Eylül 2010 Cuma

Borsa Üzerine...

Borsa üzerine HaberTürk Ekonomi'den barış Erkaya'nın ufuk açıcı bir yazısı... Türk borsa yatırımcısının yabancıların elinde nasıl oyuncak olduğu pek bir güzel anlatılmış.
Buradan okuyabilirsiniz.

Burger King'e 4 Milyar Dolar

ABD'nin 2. büyük fastfood zinciri Burger King yaklaşık 4 milyar dolara Brezilyalı üç işadamının kurduğu 3G Capital'e satılıyormuş. 2010 yılı içinde satışlarında % 2.3 gerileme olan Burger King küresel krizden de olumsuz etkilenmişti.
Wells Fargo ile Anheuser-Busch (Budweiser’ın üreticisi) gibi yatırımları da olan 3G Capital Burger King'e hisse başınna 24 dolar, toplamda da 3.26 milyar dolar (borçlarla beraber bu meblağ 4 milyar dolara ulaşıyormuş) ödeyecekmiş. Satın alma işleminin bu yılın son çeyreğinde tamamlanması bekleniyormuş. Satış haberinin ardından Burger King’in hisseleri yüzde 24 oranında değer kazanarak 23.50 dolara yükselmiş. 

1 Eylül 2010 Çarşamba

Cari Açık

Türkiye İstatistik Kurumu'nun temmuz verilerine göre, Türkiye'nin dış ticaret açığı temmuzda beklentileri aşarak 6.4 milyar dolara çıktı. Bu artışın kaynağı ise ithalattaki % 24,6'ya ulaşan artış. Aynı dönemde ihracattaki artış ise % 5 6. İthalat artışında en önemli pay % 16 ile, beklendiği üzere mineral yağ ve yakıtlarda. Ancak ikinci sıra ilginç; otomotiv. İthalat artışında % 13'lük payı olan otomotiv ithalatının, önümüzdeki dönemde de iç piyasada artan taleple yerini koruması bekleniyor. Ara malı ihracatında yavaşlama yaşanıyor. İlk altı ayda % 24 artış gösteren sermaye malı ithalatı artış hızı % 20'ye düştü. Yatırım eğiliminde azalmayı gösteren bu rakamların büyümeyi de olumsuz etkilemesi bekleniyor.İhracattaki artışın en önemli kaynağı ise tekstil. 
Bir ilginç nokta da Avrupa Birliği'ne ihracat temmuzda % 4 artarken, AB dışı ülkelere yapılan ihracattaki artışın % 36,4 olması. Buna karşın AB ülkelerinin toplam ihracat içindeki payı ise % 47,1 ile geçen yıla yakın gerçekleşti. AB dışı ihracattaki payı da % 8,6'ya yükseldi. 
Sonuç olarak, yedi aylık dış ticaret açığı ise 55.3 milyar dolara ulaştı. Açıktaki artış ise % 42,5 oldu. Bu eğilimin gelecek dönemde de devam etmesi bekleniyor. 2010 ikinci yarısında da dış ticaret açığının artışını sürdürmesi ve yıl sonunda 55-60 milyar doların üzerine çıkacağı tahmin ediliyor. 

Evrak Takibi

Sonunda biri bu işe uyanmış. Devlet dairelerimizin 'klasiği bugün git yarın gel' den bıkanların yarattığı talebi farkeden uyanık bazı yatırımcılar evrak takibi yapan danışmanlık şirketleri kurmaya başlamış. Özellikle Türkiye bürokrasisinin merkezi Ankara'yı mesken tutan bu şirketler, kadrolarında bu işlerden iyi anlayan, çeşitli bakanlıklardan emekli eski devlet memurlarını bulunduruyorlarmış. Eskiden muamelecilerin yaptıklarını, yasaların ve mevzuatların karmaşıklaşması, sürecin hızlandırılmasının gerekliliği gibi nedenlerle daha profesyonel yapılar devralıyor yani...
Fiyatlandırma da şirketler için aylık 350-1000 TL. arasında iken kişiler için işe göre günlük ayarlanıyormuş.
Daha detaylı bilgi için...

12 Ağustos 2010 Perşembe

Arpa(lık) (2)...

Dün arpa fiyatlarındanki artışın yem sanayiine ve hayvansal ürünlere olası etkilerinden bahsederken gözden kaçırdığımız çok önemli bir nokta olmuş: Bira fiyatlerı! E, sonuçta biranın en önemli girdilerinden biri arpa. Malum biranın bir adı da arpa suyu. 
Bu konuda konuşan Efes Pilsen markasının sahibi Anadolu Grubu'nun Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan, fiyatlara zam yapacaklarını söylemiş. Özilhan, 'Türkiye'de bir miktar etkileneceğiz ama arpa alımı yaptık. Rusya ve Ukrayna'da daha fazla zorlanacağız. Türkiye'de nispeten daha az, ama Rusya'da fiyatları biraz daha fazla artıracağız. Maliyetler çok yükseleceği için mecburen fiyatlara yansıtacağız. İcap ederse maliyetin bir kısmını da biz üstleneceğiz'. demiş. 

11 Ağustos 2010 Çarşamba

Arpa(lık)...

Hayvancılık ve yem sanayii açısından önemli bir tahıl bitkisi olan arpanın fiyatı, altı hafta içinde iki katına çıktı. Avrupa'da yemlik arpanın ton başına fiyatı, haziran ortası ortalama 90 euro (178 Türk Lirası) iken şimdi 210 euro (415 TL) 'ya ulaştı. Bunun, Rusya ve Ukrayna'yı vuran kuraklığa bağlı olduğu, bu durumun önümüzdeki dönemde et ve tavuğun maliyetini de artırabileceği yolunda kaygılar bulunuyor. Sektör çevrelerine göre önümüzdeki birkaç ay içinde et ve tavuk fiyatların da % 15'e varan artışlar beklenebilirmiş. 
Yüksek Gümrük Vergisi nedeniyle iç piyasada Avrupa'nın iki katına varan yerel fiyatların daha da artacağını söyleyen Yem Sanayicileri Derneği Başkanı Ülkü Karakuş demiş ki; 'Yemin maliyeti hayvancılığın toplam maliyetinin yüzde 70'i. Bu durumda hem yemlik arpa fiyatları hem canlı hayvan hem de et fiyatları yeniden artacak'. 
Ankara Ticaret Odası'nın (ATO) ‘Tarım İthalatı Raporu' na göre, Türkiye'de buğdaydan sonra en çok ekilen tarım ürünü arpa. Yem sektörünün önemli hammaddelerinden biri olan arpa üretimi hayvancılık sektörü açısından da büyük öneme sahip. 2000'li yıllara kadar kendi ihtiyacını karşılamanın ötesinde yılda yaklaşık 1 milyon ton arpa ihraç eden Türkiye, geçen yıl Fransa, Rusya, İngiltere, Ukrayna ve Hırvatistan'dan yaklaşık 28 milyon dolarlık arpa ithal etti. Bu ülkeler arasında 25 milyon dolarlık ithalatla Fransa başı çekiyor. Rusya'dan 2 milyon 140 bin dolarlık, İngiltere'den 556 bin dolarlık, Ukrayna'dan ise 119 bin dolarlık arpa ithal edildi.

Kredi Kuruluşlarından Olumsuz Mesajlar

Mali kural'ın ertelendiği haberleri sonrası uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından gelen açıklamalar piyasaları olumsuz etkiledi. Dolar yükselirken, borsa düşüşte...
Konuyla ilgili ilk açıklama, Standard & Poor's'un Avrupa Ülkeleri Derecelendirme Direktörü Frank Gill'den geldi. Gill, Türk ekonomisinin karşı karşıya olduğu artan dış dengesizlikler ile gevşek maliye politikası arasındaki ilişkinin kaygı yarattığını söyledi ve mali kuralın ertelenmesinin mali politikalarda gevşeme baskısını artıracağı ve kaygı yaratacağı uyarısını yaptı.
Fitch gelişmekte olan Avrupa ülke kredi notları bölüm başkanı  Edward Parker ise Türkiye'nin 2011 yılı bütçesinin mali kurala göre oluşamayacağının açıklamasının ardından kredi notu ile mali kural arasında doğrudan bir bağlantı olmamasına rağmen mali kuralın ertelenmesinin hükümetin kredibilitesine zarar  verebileceğini söyledi.
Sanayi Bakanı Nihat Ergün dün yaptığı açıklamada Ulaştırma ile Bayındırlık gibi yatırımcı bakanlıkların itirazı nedeniyle mali kuralın ertelendiğini açıklamıştı. Sabah saatlerinde de Reuters'a konuşan yetkililer ise bütçe açığı oranının % 1'den % 3'e çekileceğini belirtmişti. Bu açıklama, piyasalar tarafından seçim nedeniyle alınmış siyasi bir karar olarak yorumlandı.

FED'in Faiz Kararı

FED Açık Piyasa Komitesi (FOMC) yaptığı açıklamada, % 0 - 0,25 olan gösterge faiz oranında değişikliğe gitmediğini bildirdi. FED, gösterge faiz oranında 16 Aralık 2008'den bu yana değişiklik yapmadı.

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Gediz Elektrik de 2 Milyar Dolar'a Gitti

Elektrikte özelleştirmeler tam gaz devam ediyor. Gediz Elektrik Dağıtım da, BEDAŞ'ı 3 milyar dolarlık teklifle alan, İş - Kaya - MMEKA Gediz grubunun oldu. Fiyat yaklaşık 2 milyar dolar... Yani .grup toplam 2.5 saatte (sabahki ihale 1.5, bu ihale ise 1 saat sürdü) 5 milyar dolarlık teklifte bulunmuş oldu. 
Konuyla ilgili Referans Gazetesi'nin internet sitesinden bir yorum;
ODTÜ Eletrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr Osman Sevaioğlu, her iki ihalede de çıkan fiyatları çok tehlikeli bulduğunu ifade ederek, "Varılan rakam akıl ve mantık dışında" dedi. Daha önce yapılan ihalelerde kayıp kaçak oranı çıktıktan sonra elektriğin fiyatının 10 - 12 sent aralığında değiştiğini ifade eden Sevaioğlu, Boğaziçi Elektrik Dağıtım ihalesinde ise rakamın 16.62 sente yükseldiğini belirtti. Sevaioğlu, "Bu ihaleyi alan firmanın kendini, aboneyi, devleti, personelini çok zorlaması lazım. Bu ihalelerin acısını aboneler çekecek ve fiyatlar yükselecek" diye konuştu. 
Hadi hayırlısı...

BEDAŞ 3 Milyar Dolar...

Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ) 'ye bağlı Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş. 'nin özelleştirilmesi ihalesini, İş-Kaya İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. - MMEKA (Makine İthalat Pazarlama ve Ticaret A.Ş.) Ortak Girişim Grubu 2 milyar 990 milyon dolar fiyatla kazandı. 
Girişim grubu Mehmet Emin Karamehmet ve Mehmet Kazancı ortaklığından oluşuyor. Kazancı Ailesi aynı zamanda sektörün diğer büyük oyuncusu Aksa'nın da sahibi. Mehmet Kazancı, geçtiğimiz ay içinde holding yönetiminden ayrılmış, enerji sektöründeki çalışmalarına devam etmek için Meka'yı kurmuştu. İlginç olan ihalede son tura kalan ikinci şirketin Aksa olması...
Boğaziçi EDAŞ'ın abone sayısı 3 milyon 832 bin, elektrik tüketimi 18.948 Gwh, kayıp kaçak oranı yüzde 11 imiş.

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Yeni Gıda Krizi Mi Geliyor?

Rusya aşırı sıcaklar sebebiyle tarihinin en büyük yangın felaketini yaşıyor. Ciddi miktarda can ve mal kaybı var. Ama Rusya'yı kavuran sıcak hava dalgasının ve bunun yol açtığı yangınların tüm dünyayı etkileyebilecek daha büyük bir felakete yol açma riski de var. Bu dönemde neredeyse 10 milyon hektar tarım alanını kaybeden Rusya, yıl sonuna kadar buğday ihracatına yasak getirdi. Rusya'nın dünyanın üçüncü büyük buğday ihracatçısı olduğu, AB, Kazakistan ve Ukrayna'nın kuraklıkla, Kanada ve Çin'in sellerle boğuştuğu da düşünülürse yeni bir gıda krizi kapıda gibi. Buğday fiyatları şimdisen son iki yılın en yüksek seviyesine ulaşmış durumda...

Foxconn Çorlu'da

Çorlu Avrupa Serbest Bölgesi'nde Çinli elektronik şirketi Foxconn'un gerçekelştireceği yatırımın imza töreni dün yapılmış. İlk etapta 60 milyon Euro'luk yatırımın zamanla artacağı, yılda 3 milyon adet bilgisayar üretim kapasitesine ulaşılacağı, 1500 kişiye istihdam sağlanacağı belirtilmiş törende.
Foxconn özellikle HP için üretim yapmasıyla biliniyor.
İyi hoş da, bu tarz büyük yatırımların Marmara Bölgesi'ne yığılmasını önlemek çok mu zor? Mevzu ulaşımsa, İç Anadolu'nun nesi eksik? İlla deniz ulaşımıysa aranan Ege, Akdeniz ne güne duruyor? Yakında tüm Türkiye, hep beraber bu bölgede yaşayacağız galiba...

Spor Toto Süper Lig

Süper Lig'in isim hakkı, yıllık 25 milyon dolar karşılığında Spor Toto'nun oldu. Artık maç izlerken futbolcuların kollarında, hakemlerin formasında, hatta futbol topunun üzerinde dahi Spor Toto logosunu göreceğiz.
Olayların gelişimi de ilginç; Digiturk geçen yıl yayın hakkı ihalesini kazandığında Super Lig'in isim satış hakkını da almış oldu. Ancak Turkcell'in sözleşmesi 2010-2011 sezonunu da kapsıyordu. Turkcell'den yılda 10 milyon dolar kazanan Digiturk, daha fazla kazanabileceği düşüncesiyle, Vodafone'la görüşmeler yaptı. Nitekim, alınan teklif 35 milyon dolar'a kadar çıktı. Sonunda araya giren Spor Toto 25 milyon dolara Süper Lig'e adını yazdırdı. Spor Toto Teşkilat Başkanı Bekir Yunus Uçar, Spor Toto'nun futbol kulüplerine olan desteği göz önünde tutularak bu fiyatın kabul edildiğini söylemiş. Turkcell'in son duruma tepkisi ise şu an için olumlu görünüyor.
Ne diyelim, Spor Toto Süper Lig hayırlı olsun...

6 Ağustos 2010 Cuma

Demokrasi Tembelliği Bizi Bu Hallere Getirdi

Referans Gazetesi'nin 6 Ağustos 2010 tarihli sayısından, Selim Türsen'in köşesinden bir alıntı.
ESİAD başkanı Sıtkı Şükürer'in bizim burjuvazimizden duymaya pek alışık olmadığımız tarzdaki tespitleri nedeniye dikkatimi çekti.

Demokrasi tembelliği bizi bu hallere getirdi

  Hafta sonu Çeşme'de, Ege Sanayici ve İşadamları Derneği'nin (ESİAD) Yüksek İstişare Konseyi toplantısı vardı. Kürt-Türk çatışması endişesinden YAŞ toplantısına, referandum belirsizliğinden ekonominin nereye gittiğine kadar pek çok olay nedeniyle önlerini görmekte gerçekten çok zorlanan işadamları bir parça olsun ışık almaya çalıştı. Toplantının konuk konuşmacılarından eski Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti, ekonomik krizin 10 ay önce sona erdiğini söyledi. ABD'de konut fiyatlarında istikrarın oluşmasını ve ABD/Batı dünyasındaki finansal sistemin tekrar büyümeye geçmesini buna en önemli kanıt olarak gösterdi. Ancak dip geçilse bile 2007 rakamlarına ulaşmanın daha uzun zaman alacağını belirtti. Taha Akyol ise Doğu ve Güneydoğu'da her üç kişiden birinin İstanbul, Ankara, İzmir gibi batı illerine göç edip yıllardır bir arada yaşanan Türkiye'de bundan sonra ayrı yaşanmasının mümkün olmadığını söyledi. Akyol, bu kitleleri ayırma çabalarının eti kemikten ayırmaktan farklı olmayacağını ve iç savaşa yol açabileceği görüşünü savundu.
  Ve gelelim bugünkü Türkiye'nin hayli kapsamlı bir siyasi ve ekonomik analizini yapan ESİAD Başkanı Sıtkı Şükürer'in konuşmasına.. Cumhuriyetin oluşturduğu temel paradigmaların sorgulandığı bir dönemde sivil toplum olarak olaylara sadece tanık olabildiklerinden, katılımcı olamadıklarından yakınan Şükürer özetle şunları söyledi:

Laiklik altın tepside sunuldu

  "Bu ülke insanı, İttihat ve Terakki ile başlayan süreçte, özellikle de ‘cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren, jakoben bir anlayışla adına ‘cumhuriyet değerleri' dediğimiz formda biçimlenmeye çalışıldı. Bugün ülkenin batısı, özellikle kıyı kentlerinde, ağırlıkla göçmen nüfusla harmanlanmış 10 milyonlar, artık ‘laik kitle'dir. Bu kitlenin temel problemi demokrasi konusunda bir bedel ödeme kültürünün olmayışıdır. Kendisine sunulan ‘laiklik' çerçevesinin çağdaş olmaya yeteceği kanaatiyle yaşayan demokrasi tembelidir. Kendisine altın tepside sunulan laiklik konforunu yeter şart görüp, ötesini vesayetçi bir tutumla askeri ve sivil bürokrasiye terk etmiştir. Askeri ve bürokratik vesayet de bu bekçiliğinin hesabını topluma kesmiş, Özal dönemine kadar dışa kapalı, hamaset yüklü, fakir bir Üçüncü Dünyalı olarak yaşamaya razı olunmuştur.
  "Toplumun diğer kesimlerinde biriken zenginleşme ve demokrasi talebi filiz uçlarını 1980'li yıllardan itibaren daha muhafazakâr kesimlerden vermeye başlamıştır. İthal ikameci politikalarla zenginleşmiş cumhuriyet burjuvazisi bu değişim talebine hep ihtiyatlı bakmış, kendi çerçevesini tehdit edebilecek gelişmelerin sürekli askeri ihtilallerle kesintiye uğramasını timsahın gözyaşları duyarlılığı ile izlemiştir. Hal böyle olunca, bugünkü referandumun 12 Eylül maddesini muhafazakâr kitlenin gündeme getirmesini ve bu olguyu laik kitlenin kendine ifade etmekte zorlandığı bir tedirginlikle karşılamasını garipsememek gerekir."
"Türkiye siyasetinde yeni bir şeyler söylemek lazım. Galiba biz faturaları hep yanlış yerlere çıkartıyoruz. Asker, en netice adı konulmamış taleplerin dışa yansıyan yüzüdür. Bir statüko muhafızıdır" diyen ESİAD Başkanı sözlerini şöyle sürdürdü:
"Cumhuriyet istediği kadar kendi kültürü ile etkilemeye çalıştığı bir laik kitle oluşturmaya çalışsın, en nihayetinde bu toprakların insanlarında ‘özgür birey olma', ‘demokrasi adına mücadele etme' ve bu uğurda bedel ödeme kültürü maalesef yok. Oysa küresel dünya düzeni, eğer onun zengin bir oyuncusu olma arzusu taşıyorsanız, evrensel demokrasi denen tedirginlik giderici standardizasyonun katılımcısı olmanızı dayatıyor. İşte bu noktada, varolanla yetinen tembel kitle, sistemden yeterince pay alamamışların tazyiki ile karşı karşıya kalıyor."

Muhafazakârların biat kültürü

"İştahlı muhafazakârların biat kültürü ile biçimlenmiş zihinleri, sezgisel bir tutumla küresel değerlere yönelerek çağa tutunmayı başarabilmiştir. Ne var ki, demokrasinin olmazsa olmazı ‘bireysellik' konusundaki eksiklikleri, onlara, tarihin gerilerinde kalmış, kalıcı refah vaat etmeyen otokratik Ortadoğu yönetimlerini ‘makul', ‘kabul edilebilir' ya da ‘tolere edilebilir' değerler olarak gösterebiliyor. Neticede, ortaya hemen herkesin teşhis edebileceği bir samimiyetsizlik, bir eksik demokrasi, bir kuralsız zenginleşme iştahı, bir pozisyon kapma ve koruma telaşı ve sorunları masa altına süpürme anlayışı çıkıyor. Tembel toplum, jakobenlerden jakoben beğenme kısıtlılığına mahkûm ediliyor. Herkes başkalarından bir hareketlenme bekliyor. Galiba çözüm kısa vadede gözükmüyor. Referandum meselesine bu gözlükle bakıldığında, ‘al birini vur ötekine' duygusu yaşanıyor.
"İçinde yaşadığımız süreçler, adı konsun ya da konmasın, hemen her konuda gizli-açık bir kamplaşmanın izlerini taşıyor. Bu hoşgörü ve empati yoksunu üslup, dış politikadan iç siyasi gelişmelere kadar, bizlere ‘ne oluyoruz' sorusunu sorduruyor. Örneğin, ‘AB'den vaz mı geçiyoruz', ‘İsrail ve ABD ile mesafelerimizi giderek açmayı mı hedefliyoruz' gibi çok önemli konular sual edilemiyor, biat bekleniyor. Bu algıların kuşatmasında Referandum sandığına gideceğiz. Referandum sonrasında ‘demokrasimizin ne ölçüde kazançlı çıkacağı' sorusu, yanıtı başka baharlarda aranacak."

6 Şubat 2010 Cumartesi

Otomotiv Sektöründe Geri Çağırmalar (2)...

Toyota'dan gelen ilk haberler Türkiye'de geri çağırma olmayacağı yönündeydi. Ancak dün, Toyota Satış ve Pazarlama A.Ş. CEO'su Ali Haydar Bozkurt, Türkiye'de de potansiyel gaz pedalı arızasından ötürü son beş yılda satılmış 50 bin civarında aracın servislere çağrılacağını açıkladı. Kesin sayı 8 Şubat 2010'da belli olacak, şasi numaraları belirlendikten sonra araç sahiplerine ulaşılacak. Tüm değişimler ücretsiz olacak.

1, 2, 3 Yetmez...

Avrupa ekonomisinden gelen sinyaller hiç iç açıcı değil. Yunanistan'ın iflasın eşiğine gelmesinin ardından şimdi de İspanya ve Portekiz'in kamu borçlarıyla ilgili endişeler su yüzüne çıktı.
Batı Avrupa'nın en fakir ülkesi Portekiz'in bütçe açığının GSMH'sına oranı 2009'da % 9.3'ü buldu, ki Euro bölgesinde bu oranın en fazla % 3 olması gerekiyor. Sosyalist azınlık hükümetinin, kamu istihdamını azaltmak, kamu görevlilerinin maaşlarını dondurmak, harcamaları kısmak gibi önlemlerle durumu kontrol etme isteği de, muhalefete takılmış durumda. Portekiz'in geçen yıl kamu borcunun GSMH'ye oranı % 76 iken, artan işsizliğe bağlı sosyal sigorta hizmetleri harcamalarındaki artışla bu oranın bu yıl % 85'e dayanması bekleniyor. Maaş dondurma kararına karşı çıkan kamu sendikaları da protesto gösterilerine şimdiden başladı.
Gelelim İspanya'ya... Artan kamu borçlarının getirdiği belirsizlik ve uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının not düşüreceği söylentileri Madrid Borsası'nda ciddi kayıplara yol açtı. İspanya 2013'e kadar, geçen yıl % 11.25'e çıkan bütçe açığının GSMH'ye oranını Avrupa Birliği standardı olan % 3'e çekmeyi planlıyor. Ancak 2009'da % 54 olan kamu borcunun GSMH'ye oranının da 2012'de % 74.3'e çıkması bekleniyor, bu oranda AB standardı ise % 60. Ayrıca İspanya'nın 2012'ye kadar % 3 büyüyeceği tahminleri ekonomistlerce inandırıcı bulunmadığından ülke son dönemde borçlanma piyasalarında güven sorunu yaşıyor. IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn İspanya'daki krizin çok ciddi olduğunu, gayrimenkul sektöründen kaynaklandığını ve sorunu çözmek için ciddi çaba harcanması gerektiğini söylüyor. Ancak İspanyol Hükümeti krizin ciddiyetinin abartıldığı görüşünde.
Ama piyasalar İspanyol Hükümeti kadar iyimser değil. AB üyesi ülkelerin CDS'leri yükseldi, petrol iki günde 7 dolar düşüşle 70 dolara, altın 63 dolara indi. Gelişmeler tüm dünya borsalarını da sallamış durumda, son iki günde endeksler İspanya'da % 7.1, Yunanistan'da % 6.8, Rusya'da % 6.7, Fransa'da % 5.45, Almanya'da % 4.1, İngiltere'de % 3.9, Japonya'da % 3.3, ABD'de (Dow Jones)  % 2.92 düştü. Bizim IMKB de her zamanki gibi başa güreşenlerden oldu, dünü 51,454 puanla 2010 yılının en düşük seviyesinde kapattı. İki günlük kayıp % 6.56'ya ulaştı, işlem gören şirketlerin değeri iki günde 24 milyar dolar eridi ve 248.2 milyar 224.2 milyar dolara düştü.
Euro ve TL'den de kaçış başladı. Euro/dolar paritesi 1.3595 ile Mayıs 2009'dan bu yana en düşük seviyesine indi, dolar 1.5310 TL'yi gördü. Tahvil/bono piyasasında önceki gün spot kapanışta % 9.01, valörlüde % 8.98 seviyesinde olan 16 Kasım 2011 itfalı gösterge tahvilin bileşik faizi dün spot kapanışta % 9.06, valörlüde % 8.99 seviyesindeydi. Bono piyasasında büyük bir yerli bankanın yoğun alımları olduğu, bunun da faizde yükselişin önüne geçtiği söyleniyor.          

2 Şubat 2010 Salı

Otomotiv Sektöründe Geri Çağırmalar...

2009 yılını büyük kan kaybıyla atlatan otomotiv sektörü bu sefer de geri çağırmalarla sarsılıyor. Her ne kadar bu tip geri çağırmalar bir prestij göstergesi olarak kabul edilse de, sayıların milyonları bulması kafalarda soru işaretleri yaratmıyor da değil. Özellikle geri çağrılan araçların çoğunluğunun kriz döneminde üretilmiş olması düşük maliyetli, düşük kaliteli parçalar mı kullanıldı sorusunu akla getiriyor. Tabii olayın bir de firmalara yansıyan maliyet yönü var, zaten Global Ekonomik Kriz'de ciddi şekilde sarsılan, sektörün demirbaşlarını bile kaybeden ve Çin ile Hindistan kökenli olanlar haricinde neredeyse tüm ülkelerde üretim rakamlarını düşürmek zorunda kalan firmalar şimdi de böyle bir maliyetin altına girmek zorunda kalacak.
Şu ana kadar Toyota'nın geri çağırdığı araç sayısı 8 milyona yaklaşmış, gerekçe çoğu için gaz pedalı problemi. Honda da 2002-2008 yılları arasında Güney Afrika'da satılmış Jazz modellerini,  Toyota ile Çek Cumhuriyeti'nde ortak üretim yapan Fransız PSA da Peugeot 107 ve Citroen C1 modellerinin bir kısmını geri çağırmış.
Türkiye'de ise sorunlu modeller satımadığı için geri çağırma yok.

31 Ocak 2010 Pazar

Kılıçdaroğlu'ndan Özeleştiri

CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, ODTÜ Mezunlar Derneği Sivil Toplum Komitesi’nce düzenlenen 'Muhalefet Ne Kadar Etkin' konulu söyleşide özeleştiri yapmış. Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından dikkat çeken bazı bölümler şöyle:
-  Sendikalara sendika ağaları egemen. İktidara gelince sendikaları daha saydam bir hale getireceğiz. Hesap veremeyen bir kişi sendikacı olamaz. AKP, TEKEL işçilerinin feryadını duymuyor. TEKEL işçisi, solun, emeğin yanında olduğunu, sınıf bilincinin ne olduğunu, onları sömüren bir iktidarın kendilerini nereye taşıdığını öğrendi. Sol da sokağı göremedi. Oturduk sıcak evlerimizde gazete okuduk. Ankara’da sosyolojik uçurumlar var. ‘Ankara’nın öbür tarafına gidelim’ dedik mi? Altındağ’da bir aileye misafir olduk mu?  Onlar bunu yapıyor, biz yapmıyoruz. Rahata alıştık, tatillere gidiyoruz.
- Bir siyasi partinin genç kadroları olmazsa geleceği de olmayacaktır. Siyasal partinin üyeleri militanlaşmalı, militan gibi çalışmalı. Militanlaşma da gençlikle yakalanır. Türkiye’de sol sorunu var. Sol halktan ve sendikalardan koptu. Türkiye’de CHP dışındaki sol öldü. Sağımız güçlü, bu yüzden sağa doğru gidiyoruz. Çünkü oy alacağız, kimden alacağız?
- İktidara olunca ilk iş olarak medyayı düzelteceğiz. Yandaş basına son vereceğiz. Medya patronlarının devlet ihalelerine girmesini engelleyeceğiz ve sendikalaşmayı sağlayacağız.
- CHP’nin halk nezdinde başarısız görünmesinin sebebinin yapılan muhalefetin halka ulaştırılamaması. Bizim muhalefetimiz AKP’yi o kadar yıldırdı ki AKP yasaların arkasından dolanmaya başladı.
Ayrıca kendi bakış açısından başarının tek ölçüsünün de iktidar olduğunu belirtmiş.
Bu neye işaret acaba? Son günlerde CHP'de biz iktidara gelince söyleminin yeniden ön plana çıkması, bu tarz özeleştiriler, yeni bir rüzgar yakalama çabasının işaretleri mi? Yoksa Kılıçdaroğlu özelinde artık isyan bayrağının çekildiğinin mi? Göreceğiz bakalım...