Bu konuda konuşan Efes Pilsen markasının sahibi Anadolu Grubu'nun Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan, fiyatlara zam yapacaklarını söylemiş. Özilhan, 'Türkiye'de
12 Ağustos 2010 Perşembe
Arpa(lık) (2)...
Dün arpa fiyatlarındanki artışın yem sanayiine ve hayvansal ürünlere olası etkilerinden bahsederken gözden kaçırdığımız çok önemli bir nokta olmuş: Bira fiyatlerı! E, sonuçta biranın en önemli girdilerinden biri arpa. Malum biranın bir adı da arpa suyu.
Bu konuda konuşan Efes Pilsen markasının sahibi Anadolu Grubu'nun Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan, fiyatlara zam yapacaklarını söylemiş. Özilhan, 'Türkiye'debir miktar etkileneceğiz ama arpa alımı yaptık. Rusya ve Ukrayna'da daha fazla zorlanacağız. Türkiye'de nispeten daha az, ama Rusya'da fiyatları biraz daha fazla artıracağız. Maliyetler çok yükseleceği için mecburen fiyatlara yansıtacağız. İcap ederse maliyetin bir kısmını da biz üstleneceğiz'. demiş.
Bu konuda konuşan Efes Pilsen markasının sahibi Anadolu Grubu'nun Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan, fiyatlara zam yapacaklarını söylemiş. Özilhan, 'Türkiye'de
11 Ağustos 2010 Çarşamba
Arpa(lık)...
Hayvancılık ve yem sanayii açısından önemli bir tahıl bitkisi olan arpanın fiyatı, altı hafta içinde iki katına çıktı. Avrupa'da yemlik arpanın ton başına fiyatı, haziran ortası ortalama 90 euro (178 Türk Lirası) iken şimdi 210 euro (415 TL) 'ya ulaştı. Bunun, Rusya ve Ukrayna'yı vuran kuraklığa bağlı olduğu, bu durumun önümüzdeki dönemde et ve tavuğun maliyetini de artırabileceği yolunda kaygılar bulunuyor. Sektör çevrelerine göre önümüzdeki birkaç ay içinde et ve tavuk fiyatların da % 15'e varan artışlar beklenebilirmiş.
Yüksek Gümrük Vergisi nedeniyle iç piyasada Avrupa'nın iki katına varan yerel fiyatların daha da artacağını söyleyen Yem Sanayicileri Derneği Başkanı Ülkü Karakuş demiş ki; 'Yemin maliyeti hayvancılığın toplam maliyetinin yüzde 70'i. Bu durumda hem yemlik arpa fiyatları hem canlı hayvan hem de et fiyatları yeniden artacak'.
Ankara Ticaret Odası'nın (ATO) ‘Tarım İthalatı Raporu' na göre, Türkiye'de buğdaydan sonra en çok ekilen tarım ürünü arpa. Yem sektörünün önemli hammaddelerinden biri olan arpa üretimi hayvancılık sektörü açısından da büyük öneme sahip. 2000'li yıllara kadar kendi ihtiyacını karşılamanın ötesinde yılda yaklaşık 1 milyon ton arpa ihraç eden Türkiye, geçen yıl Fransa, Rusya, İngiltere, Ukrayna ve Hırvatistan'dan yaklaşık 28 milyon dolarlık arpa ithal etti. Bu ülkeler arasında 25 milyon dolarlık ithalatla Fransa başı çekiyor. Rusya'dan 2 milyon 140 bin dolarlık, İngiltere'den 556 bin dolarlık, Ukrayna'dan ise 119 bin dolarlık arpa ithal edildi.
Kredi Kuruluşlarından Olumsuz Mesajlar
Mali kural'ın ertelendiği haberleri sonrası uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından gelen açıklamalar piyasaları olumsuz etkiledi. Dolar yükselirken, borsa düşüşte...
Konuyla ilgili ilk açıklama, Standard & Poor's'un Avrupa Ülkeleri Derecelendirme Direktörü Frank Gill'den geldi. Gill, Türk ekonomisinin karşı karşıya olduğu artan dış dengesizlikler ile gevşek maliye politikası arasındaki ilişkinin kaygı yarattığını söyledi ve mali kuralın ertelenmesinin mali politikalarda gevşeme baskısını artıracağı ve kaygı yaratacağı uyarısını yaptı.
Fitch gelişmekte olan Avrupa ülke kredi notları bölüm başkanı Edward Parker ise Türkiye'nin 2011 yılı bütçesinin mali kurala göre oluşamayacağının açıklamasının ardından kredi notu ile mali kural arasında doğrudan bir bağlantı olmamasına rağmen mali kuralın ertelenmesinin hükümetin kredibilitesine zarar verebileceğini söyledi.
Sanayi Bakanı Nihat Ergün dün yaptığı açıklamada Ulaştırma ile Bayındırlık gibi yatırımcı bakanlıkların itirazı nedeniyle mali kuralın ertelendiğini açıklamıştı. Sabah saatlerinde de Reuters'a konuşan yetkililer ise bütçe açığı oranının % 1'den % 3'e çekileceğini belirtmişti. Bu açıklama, piyasalar tarafından seçim nedeniyle alınmış siyasi bir karar olarak yorumlandı.
Konuyla ilgili ilk açıklama, Standard & Poor's'un Avrupa Ülkeleri Derecelendirme Direktörü Frank Gill'den geldi. Gill, Türk ekonomisinin karşı karşıya olduğu artan dış dengesizlikler ile gevşek maliye politikası arasındaki ilişkinin kaygı yarattığını söyledi ve mali kuralın ertelenmesinin mali politikalarda gevşeme baskısını artıracağı ve kaygı yaratacağı uyarısını yaptı.
Fitch gelişmekte olan Avrupa ülke kredi notları bölüm başkanı Edward Parker ise Türkiye'nin 2011 yılı bütçesinin mali kurala göre oluşamayacağının açıklamasının ardından kredi notu ile mali kural arasında doğrudan bir bağlantı olmamasına rağmen mali kuralın ertelenmesinin hükümetin kredibilitesine zarar verebileceğini söyledi.
Sanayi Bakanı Nihat Ergün dün yaptığı açıklamada Ulaştırma ile Bayındırlık gibi yatırımcı bakanlıkların itirazı nedeniyle mali kuralın ertelendiğini açıklamıştı. Sabah saatlerinde de Reuters'a konuşan yetkililer ise bütçe açığı oranının % 1'den % 3'e çekileceğini belirtmişti. Bu açıklama, piyasalar tarafından seçim nedeniyle alınmış siyasi bir karar olarak yorumlandı.
FED'in Faiz Kararı
FED Açık Piyasa Komitesi (FOMC) yaptığı açıklamada, % 0 - 0,25 olan gösterge faiz oranında değişikliğe gitmediğini bildirdi. FED, gösterge faiz oranında 16 Aralık 2008'den bu yana değişiklik yapmadı.
9 Ağustos 2010 Pazartesi
Gediz Elektrik de 2 Milyar Dolar'a Gitti
Elektrikte özelleştirmeler tam gaz devam ediyor. Gediz Elektrik Dağıtım da, BEDAŞ'ı 3 milyar dolarlık teklifle alan, İş - Kaya - MMEKA Gediz grubunun oldu. Fiyat yaklaşık 2 milyar dolar... Yani .grup toplam 2.5 saatte (sabahki ihale 1.5, bu ihale ise 1 saat sürdü) 5 milyar dolarlık teklifte bulunmuş oldu.
Konuyla ilgili Referans Gazetesi'nin internet sitesinden bir yorum;
ODTÜ Eletrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr Osman Sevaioğlu, her iki ihalede de çıkan fiyatları çok tehlikeli bulduğunu ifade ederek, "Varılan rakam akıl ve mantık dışında" dedi. Daha önce yapılan ihalelerde kayıp kaçak oranı çıktıktan sonra elektriğin fiyatının 10 - 12 sent aralığında değiştiğini ifade eden Sevaioğlu, Boğaziçi Elektrik Dağıtım ihalesinde ise rakamın 16.62 sente yükseldiğini belirtti. Sevaioğlu, "Bu ihaleyi alan firmanın kendini, aboneyi, devleti, personelini çok zorlaması lazım. Bu ihalelerin acısını aboneler çekecek ve fiyatlar yükselecek" diye konuştu.
Hadi hayırlısı...
Konuyla ilgili Referans Gazetesi'nin internet sitesinden bir yorum;
ODTÜ Eletrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr Osman Sevaioğlu, her iki ihalede de çıkan fiyatları çok tehlikeli bulduğunu ifade ederek, "Varılan rakam akıl ve mantık dışında" dedi. Daha önce yapılan ihalelerde kayıp kaçak oranı çıktıktan sonra elektriğin fiyatının 10 - 12 sent aralığında değiştiğini ifade eden Sevaioğlu, Boğaziçi Elektrik Dağıtım ihalesinde ise rakamın 16.62 sente yükseldiğini belirtti. Sevaioğlu, "Bu ihaleyi alan firmanın kendini, aboneyi, devleti, personelini çok zorlaması lazım. Bu ihalelerin acısını aboneler çekecek ve fiyatlar yükselecek" diye konuştu.
Hadi hayırlısı...
BEDAŞ 3 Milyar Dolar...
Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ) 'ye bağlı Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş. 'nin özelleştirilmesi ihalesini, İş-Kaya İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. - MMEKA (Makine İthalat Pazarlama ve Ticaret A.Ş.) Ortak Girişim Grubu 2 milyar 990 milyon dolar fiyatla kazandı.
Girişim grubu Mehmet Emin Karamehmet ve Mehmet Kazancı ortaklığından oluşuyor. Kazancı Ailesi aynı zamanda sektörün diğer büyük oyuncusu Aksa'nın da sahibi. Mehmet Kazancı, geçtiğimiz ay içinde holding yönetiminden ayrılmış, enerji sektöründeki çalışmalarına devam etmek için Meka'yı kurmuştu. İlginç olan ihalede son tura kalan ikinci şirketin Aksa olması...
Boğaziçi EDAŞ'ın abone sayısı 3 milyon 832 bin, elektrik tüketimi 18.948 Gwh, kayıp kaçak oranı yüzde 11 imiş.
Girişim grubu Mehmet Emin Karamehmet ve Mehmet Kazancı ortaklığından oluşuyor. Kazancı Ailesi aynı zamanda sektörün diğer büyük oyuncusu Aksa'nın da sahibi. Mehmet Kazancı, geçtiğimiz ay içinde holding yönetiminden ayrılmış, enerji sektöründeki çalışmalarına devam etmek için Meka'yı kurmuştu. İlginç olan ihalede son tura kalan ikinci şirketin Aksa olması...
Boğaziçi EDAŞ'ın abone sayısı 3 milyon 832 bin, elektrik tüketimi 18.948 Gwh, kayıp kaçak oranı yüzde 11 imiş.
7 Ağustos 2010 Cumartesi
Yeni Gıda Krizi Mi Geliyor?
Rusya aşırı sıcaklar sebebiyle tarihinin en büyük yangın felaketini yaşıyor. Ciddi miktarda can ve mal kaybı var. Ama Rusya'yı kavuran sıcak hava dalgasının ve bunun yol açtığı yangınların tüm dünyayı etkileyebilecek daha büyük bir felakete yol açma riski de var. Bu dönemde neredeyse 10 milyon hektar tarım alanını kaybeden Rusya, yıl sonuna kadar buğday ihracatına yasak getirdi. Rusya'nın dünyanın üçüncü büyük buğday ihracatçısı olduğu, AB, Kazakistan ve Ukrayna'nın kuraklıkla, Kanada ve Çin'in sellerle boğuştuğu da düşünülürse yeni bir gıda krizi kapıda gibi. Buğday fiyatları şimdisen son iki yılın en yüksek seviyesine ulaşmış durumda...
Foxconn Çorlu'da
Çorlu Avrupa Serbest Bölgesi'nde Çinli elektronik şirketi Foxconn'un gerçekelştireceği yatırımın imza töreni dün yapılmış. İlk etapta 60 milyon Euro'luk yatırımın zamanla artacağı, yılda 3 milyon adet bilgisayar üretim kapasitesine ulaşılacağı, 1500 kişiye istihdam sağlanacağı belirtilmiş törende.
Foxconn özellikle HP için üretim yapmasıyla biliniyor.
İyi hoş da, bu tarz büyük yatırımların Marmara Bölgesi'ne yığılmasını önlemek çok mu zor? Mevzu ulaşımsa, İç Anadolu'nun nesi eksik? İlla deniz ulaşımıysa aranan Ege, Akdeniz ne güne duruyor? Yakında tüm Türkiye, hep beraber bu bölgede yaşayacağız galiba...
Foxconn özellikle HP için üretim yapmasıyla biliniyor.
İyi hoş da, bu tarz büyük yatırımların Marmara Bölgesi'ne yığılmasını önlemek çok mu zor? Mevzu ulaşımsa, İç Anadolu'nun nesi eksik? İlla deniz ulaşımıysa aranan Ege, Akdeniz ne güne duruyor? Yakında tüm Türkiye, hep beraber bu bölgede yaşayacağız galiba...
Spor Toto Süper Lig
Süper Lig'in isim hakkı, yıllık 25 milyon dolar karşılığında Spor Toto'nun oldu. Artık maç izlerken futbolcuların kollarında, hakemlerin formasında, hatta futbol topunun üzerinde dahi Spor Toto logosunu göreceğiz.
Olayların gelişimi de ilginç; Digiturk geçen yıl yayın hakkı ihalesini kazandığında Super Lig'in isim satış hakkını da almış oldu. Ancak Turkcell'in sözleşmesi 2010-2011 sezonunu da kapsıyordu. Turkcell'den yılda 10 milyon dolar kazanan Digiturk, daha fazla kazanabileceği düşüncesiyle, Vodafone'la görüşmeler yaptı. Nitekim, alınan teklif 35 milyon dolar'a kadar çıktı. Sonunda araya giren Spor Toto 25 milyon dolara Süper Lig'e adını yazdırdı. Spor Toto Teşkilat Başkanı Bekir Yunus Uçar, Spor Toto'nun futbol kulüplerine olan desteği göz önünde tutularak bu fiyatın kabul edildiğini söylemiş. Turkcell'in son duruma tepkisi ise şu an için olumlu görünüyor.
Ne diyelim, Spor Toto Süper Lig hayırlı olsun...
Olayların gelişimi de ilginç; Digiturk geçen yıl yayın hakkı ihalesini kazandığında Super Lig'in isim satış hakkını da almış oldu. Ancak Turkcell'in sözleşmesi 2010-2011 sezonunu da kapsıyordu. Turkcell'den yılda 10 milyon dolar kazanan Digiturk, daha fazla kazanabileceği düşüncesiyle, Vodafone'la görüşmeler yaptı. Nitekim, alınan teklif 35 milyon dolar'a kadar çıktı. Sonunda araya giren Spor Toto 25 milyon dolara Süper Lig'e adını yazdırdı. Spor Toto Teşkilat Başkanı Bekir Yunus Uçar, Spor Toto'nun futbol kulüplerine olan desteği göz önünde tutularak bu fiyatın kabul edildiğini söylemiş. Turkcell'in son duruma tepkisi ise şu an için olumlu görünüyor.
Ne diyelim, Spor Toto Süper Lig hayırlı olsun...
6 Ağustos 2010 Cuma
Demokrasi Tembelliği Bizi Bu Hallere Getirdi
Referans Gazetesi'nin 6 Ağustos 2010 tarihli sayısından, Selim Türsen'in köşesinden bir alıntı.
ESİAD başkanı Sıtkı Şükürer'in bizim burjuvazimizden duymaya pek alışık olmadığımız tarzdaki tespitleri nedeniye dikkatimi çekti.
Demokrasi tembelliği bizi bu hallere getirdi
Hafta sonu Çeşme'de, Ege Sanayici ve İşadamları Derneği'nin (ESİAD) Yüksek İstişare Konseyi toplantısı vardı. Kürt-Türk çatışması endişesinden YAŞ toplantısına, referandum belirsizliğinden ekonominin nereye gittiğine kadar pek çok olay nedeniyle önlerini görmekte gerçekten çok zorlanan işadamları bir parça olsun ışık almaya çalıştı. Toplantının konuk konuşmacılarından eski Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti, ekonomik krizin 10 ay önce sona erdiğini söyledi. ABD'de konut fiyatlarında istikrarın oluşmasını ve ABD/Batı dünyasındaki finansal sistemin tekrar büyümeye geçmesini buna en önemli kanıt olarak gösterdi. Ancak dip geçilse bile 2007 rakamlarına ulaşmanın daha uzun zaman alacağını belirtti. Taha Akyol ise Doğu ve Güneydoğu'da her üç kişiden birinin İstanbul, Ankara, İzmir gibi batı illerine göç edip yıllardır bir arada yaşanan Türkiye'de bundan sonra ayrı yaşanmasının mümkün olmadığını söyledi. Akyol, bu kitleleri ayırma çabalarının eti kemikten ayırmaktan farklı olmayacağını ve iç savaşa yol açabileceği görüşünü savundu.
Ve gelelim bugünkü Türkiye'nin hayli kapsamlı bir siyasi ve ekonomik analizini yapan ESİAD Başkanı Sıtkı Şükürer'in konuşmasına.. Cumhuriyetin oluşturduğu temel paradigmaların sorgulandığı bir dönemde sivil toplum olarak olaylara sadece tanık olabildiklerinden, katılımcı olamadıklarından yakınan Şükürer özetle şunları söyledi:
Laiklik altın tepside sunuldu
"Bu ülke insanı, İttihat ve Terakki ile başlayan süreçte, özellikle de ‘cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren, jakoben bir anlayışla adına ‘cumhuriyet değerleri' dediğimiz formda biçimlenmeye çalışıldı. Bugün ülkenin batısı, özellikle kıyı kentlerinde, ağırlıkla göçmen nüfusla harmanlanmış 10 milyonlar, artık ‘laik kitle'dir. Bu kitlenin temel problemi demokrasi konusunda bir bedel ödeme kültürünün olmayışıdır. Kendisine sunulan ‘laiklik' çerçevesinin çağdaş olmaya yeteceği kanaatiyle yaşayan demokrasi tembelidir. Kendisine altın tepside sunulan laiklik konforunu yeter şart görüp, ötesini vesayetçi bir tutumla askeri ve sivil bürokrasiye terk etmiştir. Askeri ve bürokratik vesayet de bu bekçiliğinin hesabını topluma kesmiş, Özal dönemine kadar dışa kapalı, hamaset yüklü, fakir bir Üçüncü Dünyalı olarak yaşamaya razı olunmuştur.
"Toplumun diğer kesimlerinde biriken zenginleşme ve demokrasi talebi filiz uçlarını 1980'li yıllardan itibaren daha muhafazakâr kesimlerden vermeye başlamıştır. İthal ikameci politikalarla zenginleşmiş cumhuriyet burjuvazisi bu değişim talebine hep ihtiyatlı bakmış, kendi çerçevesini tehdit edebilecek gelişmelerin sürekli askeri ihtilallerle kesintiye uğramasını timsahın gözyaşları duyarlılığı ile izlemiştir. Hal böyle olunca, bugünkü referandumun 12 Eylül maddesini muhafazakâr kitlenin gündeme getirmesini ve bu olguyu laik kitlenin kendine ifade etmekte zorlandığı bir tedirginlikle karşılamasını garipsememek gerekir."
"Türkiye siyasetinde yeni bir şeyler söylemek lazım. Galiba biz faturaları hep yanlış yerlere çıkartıyoruz. Asker, en netice adı konulmamış taleplerin dışa yansıyan yüzüdür. Bir statüko muhafızıdır" diyen ESİAD Başkanı sözlerini şöyle sürdürdü:
"Cumhuriyet istediği kadar kendi kültürü ile etkilemeye çalıştığı bir laik kitle oluşturmaya çalışsın, en nihayetinde bu toprakların insanlarında ‘özgür birey olma', ‘demokrasi adına mücadele etme' ve bu uğurda bedel ödeme kültürü maalesef yok. Oysa küresel dünya düzeni, eğer onun zengin bir oyuncusu olma arzusu taşıyorsanız, evrensel demokrasi denen tedirginlik giderici standardizasyonun katılımcısı olmanızı dayatıyor. İşte bu noktada, varolanla yetinen tembel kitle, sistemden yeterince pay alamamışların tazyiki ile karşı karşıya kalıyor."
Muhafazakârların biat kültürü
"İştahlı muhafazakârların biat kültürü ile biçimlenmiş zihinleri, sezgisel bir tutumla küresel değerlere yönelerek çağa tutunmayı başarabilmiştir. Ne var ki, demokrasinin olmazsa olmazı ‘bireysellik' konusundaki eksiklikleri, onlara, tarihin gerilerinde kalmış, kalıcı refah vaat etmeyen otokratik Ortadoğu yönetimlerini ‘makul', ‘kabul edilebilir' ya da ‘tolere edilebilir' değerler olarak gösterebiliyor. Neticede, ortaya hemen herkesin teşhis edebileceği bir samimiyetsizlik, bir eksik demokrasi, bir kuralsız zenginleşme iştahı, bir pozisyon kapma ve koruma telaşı ve sorunları masa altına süpürme anlayışı çıkıyor. Tembel toplum, jakobenlerden jakoben beğenme kısıtlılığına mahkûm ediliyor. Herkes başkalarından bir hareketlenme bekliyor. Galiba çözüm kısa vadede gözükmüyor. Referandum meselesine bu gözlükle bakıldığında, ‘al birini vur ötekine' duygusu yaşanıyor.
"İçinde yaşadığımız süreçler, adı konsun ya da konmasın, hemen her konuda gizli-açık bir kamplaşmanın izlerini taşıyor. Bu hoşgörü ve empati yoksunu üslup, dış politikadan iç siyasi gelişmelere kadar, bizlere ‘ne oluyoruz' sorusunu sorduruyor. Örneğin, ‘AB'den vaz mı geçiyoruz', ‘İsrail ve ABD ile mesafelerimizi giderek açmayı mı hedefliyoruz' gibi çok önemli konular sual edilemiyor, biat bekleniyor. Bu algıların kuşatmasında Referandum sandığına gideceğiz. Referandum sonrasında ‘demokrasimizin ne ölçüde kazançlı çıkacağı' sorusu, yanıtı başka baharlarda aranacak."
ESİAD başkanı Sıtkı Şükürer'in bizim burjuvazimizden duymaya pek alışık olmadığımız tarzdaki tespitleri nedeniye dikkatimi çekti.
Demokrasi tembelliği bizi bu hallere getirdi
Hafta sonu Çeşme'de, Ege Sanayici ve İşadamları Derneği'nin (ESİAD) Yüksek İstişare Konseyi toplantısı vardı. Kürt-Türk çatışması endişesinden YAŞ toplantısına, referandum belirsizliğinden ekonominin nereye gittiğine kadar pek çok olay nedeniyle önlerini görmekte gerçekten çok zorlanan işadamları bir parça olsun ışık almaya çalıştı. Toplantının konuk konuşmacılarından eski Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti, ekonomik krizin 10 ay önce sona erdiğini söyledi. ABD'de konut fiyatlarında istikrarın oluşmasını ve ABD/Batı dünyasındaki finansal sistemin tekrar büyümeye geçmesini buna en önemli kanıt olarak gösterdi. Ancak dip geçilse bile 2007 rakamlarına ulaşmanın daha uzun zaman alacağını belirtti. Taha Akyol ise Doğu ve Güneydoğu'da her üç kişiden birinin İstanbul, Ankara, İzmir gibi batı illerine göç edip yıllardır bir arada yaşanan Türkiye'de bundan sonra ayrı yaşanmasının mümkün olmadığını söyledi. Akyol, bu kitleleri ayırma çabalarının eti kemikten ayırmaktan farklı olmayacağını ve iç savaşa yol açabileceği görüşünü savundu.
Ve gelelim bugünkü Türkiye'nin hayli kapsamlı bir siyasi ve ekonomik analizini yapan ESİAD Başkanı Sıtkı Şükürer'in konuşmasına.. Cumhuriyetin oluşturduğu temel paradigmaların sorgulandığı bir dönemde sivil toplum olarak olaylara sadece tanık olabildiklerinden, katılımcı olamadıklarından yakınan Şükürer özetle şunları söyledi:
Laiklik altın tepside sunuldu
"Bu ülke insanı, İttihat ve Terakki ile başlayan süreçte, özellikle de ‘cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren, jakoben bir anlayışla adına ‘cumhuriyet değerleri' dediğimiz formda biçimlenmeye çalışıldı. Bugün ülkenin batısı, özellikle kıyı kentlerinde, ağırlıkla göçmen nüfusla harmanlanmış 10 milyonlar, artık ‘laik kitle'dir. Bu kitlenin temel problemi demokrasi konusunda bir bedel ödeme kültürünün olmayışıdır. Kendisine sunulan ‘laiklik' çerçevesinin çağdaş olmaya yeteceği kanaatiyle yaşayan demokrasi tembelidir. Kendisine altın tepside sunulan laiklik konforunu yeter şart görüp, ötesini vesayetçi bir tutumla askeri ve sivil bürokrasiye terk etmiştir. Askeri ve bürokratik vesayet de bu bekçiliğinin hesabını topluma kesmiş, Özal dönemine kadar dışa kapalı, hamaset yüklü, fakir bir Üçüncü Dünyalı olarak yaşamaya razı olunmuştur.
"Toplumun diğer kesimlerinde biriken zenginleşme ve demokrasi talebi filiz uçlarını 1980'li yıllardan itibaren daha muhafazakâr kesimlerden vermeye başlamıştır. İthal ikameci politikalarla zenginleşmiş cumhuriyet burjuvazisi bu değişim talebine hep ihtiyatlı bakmış, kendi çerçevesini tehdit edebilecek gelişmelerin sürekli askeri ihtilallerle kesintiye uğramasını timsahın gözyaşları duyarlılığı ile izlemiştir. Hal böyle olunca, bugünkü referandumun 12 Eylül maddesini muhafazakâr kitlenin gündeme getirmesini ve bu olguyu laik kitlenin kendine ifade etmekte zorlandığı bir tedirginlikle karşılamasını garipsememek gerekir."
"Türkiye siyasetinde yeni bir şeyler söylemek lazım. Galiba biz faturaları hep yanlış yerlere çıkartıyoruz. Asker, en netice adı konulmamış taleplerin dışa yansıyan yüzüdür. Bir statüko muhafızıdır" diyen ESİAD Başkanı sözlerini şöyle sürdürdü:
"Cumhuriyet istediği kadar kendi kültürü ile etkilemeye çalıştığı bir laik kitle oluşturmaya çalışsın, en nihayetinde bu toprakların insanlarında ‘özgür birey olma', ‘demokrasi adına mücadele etme' ve bu uğurda bedel ödeme kültürü maalesef yok. Oysa küresel dünya düzeni, eğer onun zengin bir oyuncusu olma arzusu taşıyorsanız, evrensel demokrasi denen tedirginlik giderici standardizasyonun katılımcısı olmanızı dayatıyor. İşte bu noktada, varolanla yetinen tembel kitle, sistemden yeterince pay alamamışların tazyiki ile karşı karşıya kalıyor."
Muhafazakârların biat kültürü
"İştahlı muhafazakârların biat kültürü ile biçimlenmiş zihinleri, sezgisel bir tutumla küresel değerlere yönelerek çağa tutunmayı başarabilmiştir. Ne var ki, demokrasinin olmazsa olmazı ‘bireysellik' konusundaki eksiklikleri, onlara, tarihin gerilerinde kalmış, kalıcı refah vaat etmeyen otokratik Ortadoğu yönetimlerini ‘makul', ‘kabul edilebilir' ya da ‘tolere edilebilir' değerler olarak gösterebiliyor. Neticede, ortaya hemen herkesin teşhis edebileceği bir samimiyetsizlik, bir eksik demokrasi, bir kuralsız zenginleşme iştahı, bir pozisyon kapma ve koruma telaşı ve sorunları masa altına süpürme anlayışı çıkıyor. Tembel toplum, jakobenlerden jakoben beğenme kısıtlılığına mahkûm ediliyor. Herkes başkalarından bir hareketlenme bekliyor. Galiba çözüm kısa vadede gözükmüyor. Referandum meselesine bu gözlükle bakıldığında, ‘al birini vur ötekine' duygusu yaşanıyor.
"İçinde yaşadığımız süreçler, adı konsun ya da konmasın, hemen her konuda gizli-açık bir kamplaşmanın izlerini taşıyor. Bu hoşgörü ve empati yoksunu üslup, dış politikadan iç siyasi gelişmelere kadar, bizlere ‘ne oluyoruz' sorusunu sorduruyor. Örneğin, ‘AB'den vaz mı geçiyoruz', ‘İsrail ve ABD ile mesafelerimizi giderek açmayı mı hedefliyoruz' gibi çok önemli konular sual edilemiyor, biat bekleniyor. Bu algıların kuşatmasında Referandum sandığına gideceğiz. Referandum sonrasında ‘demokrasimizin ne ölçüde kazançlı çıkacağı' sorusu, yanıtı başka baharlarda aranacak."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)